Showing posts with label evlenmek. Show all posts
Showing posts with label evlenmek. Show all posts

Thursday, January 28, 2010

2 sene ne çabuk geçti?



Evliliğimizin ikinci yılını kutlarken bir aile resmi çekelim dedik :)





Sonra bir de baktım ki çok uzun zamandır görmediğim, ama her zaman gülümseyerek hatırladığım ve çok değerli zamanlar paylaştığım bir arkadaşım bir resmimizi alıp çok güzel bir hediye yapmış bize... Görünce çok duygulandım.


2 yıl ne çabuk geçti diye düşünüyorum ister istemez. Bir de hep sevgili kalsak diye geçiriyorum içimden...

Bugün kutlama yemeği yedik Cenk'le. Günün anlam ve önemini anlatan bir konuşma yapmasını istedim. O da yaptı... Farkettik ki bu 2 yılda bir sürü küçük zorlukla başa çıkmaya çalışmışız. Artık bu senenin daha bir keyif senesi olmasını istiyoruz...

Her zaman sevgi ve huzurla geçsin ömrümüz...

Saturday, April 25, 2009

Beni al






Bu şarkıda dans ettik biz. "Evet" dedikten hemen sonra..





Bugünüm yarın olsa yada hep yeni baştan,
Yaşamak ne güzel olur,hiç başlamamışsan.
Geriye ne kalırdı yaşananları atsak,
Seni bir daha yaşamak isterim aslında.

Beni al kucağına,elini belime sar.
Beni almadığın an üşürüm sabaha kadar.
Beni al kucağına,elini belime sar.
Beni almadığın an ölürüm beni al.

Biraz önce uyurken seni koynuma aldım.
Dudağından öperken uykudan uyandım.
Sana böyle uzakken seni bir daha sevdim.
Yanına gelebilsem bir daha dönmezdim.


Beni al kucağına,elini belime sar.
Beni almadığın an üşürüm sabaha kadar.
Beni al kucağına,elini belime sar.
Beni almadığın an ölürüm beni al.

Beni al kucağına,üşürüm sabaha kadar.
Beni al kucağına,üşürüm sabaha kadar.


Monday, April 20, 2009

EV

"Kuşu altın kafese koymuşlar, yine de 'vatanım' demiş." diye bir söz var mesela. Düşünüyorum ve baya saçma bana kalırsa.


1- Altın, kuş için ne ifade ediyor olabilir ki insanlar kuşun altın kafese girdiğinde kendinden geçmesini bekliyorlar? Hayvan için kafes kafestir altını bronzu dökme demiri mi var ki hayvancığa göre? Yok bi de pırlanta yüzük taksın manitası yumurtlama döneminde.




2- Kuşun vatanı neresidir? Hadi orada vatan yerine gökyüzü kelimesi geçiyor olsa eyvallah. Hayvan özgür olmak ister, uçmak ister, ağaca falan konmak ister, bulutlara oturmak gibi bir hayali vardır falan. En nihayetinde havaya göre göçüp göçüp tropik senin, ekvatoral benim gezmiyor mu bu hayvan?

3- Kuşun konuşması, konuştuğu gibi vatan kavramını biliyor olması da bir hayli garip de hadi La Fontaine hatrına bişey demeyelim.

Konu buraya nerden geldi derseniz de, evin içinde dolanırken (büyüklüğü belli en fazla ne kadar dolanılabilir orası meçhul) şunu düşündüm : İnsanın evi gibi yok arkadaş! (Erman Hoca tonlaması ile)

Ne bileyim banyosu ayrı önemli, mufağı ayrı. Hele bir de salon var ki insanın rahat edeceği gibi olmazsa bir takım ruhsal problemlere bile yol açabilir.

Kastettiğim ultra lüks, felaket konforlu, dergilerden fırlama olması değil. İnsanın sevdiği gibi olması. Bakınca mutlu olacak insan! Araya bir iki kendisine sempatik gelen obje koyacak, banyo paspasına baktığında gülecek. Misafir geldiğinde kendini ucubik bir ortamda sansa bile oturan mutluysa gerisi fasafiso bence.


"Krizdeyiz" diye bir program var belki denk gelmişsinizdir. Ben 1-2 saat önce denk geldim mesela. Ailelerin evleri ziyaret ediliyor, yaptıkları müsrüflükler kafalarına çalınıyor konseptli bir program özetle. Bir kadın evini dayamış döşemiş. Salondaki biblolar (Fil, varaklı mısırlı mumyalar, vs vs) başlı başına bütün eve mobilya koymaya yetecek tutarda. Bir vitrinde swarovski taşlardan yapılmış çay takımı vardı. Çay takımı derken sadece bardak ve tabak. Tutarı 1000 TL civarıymış. Sunucu diyor ki "Çay bununla içilince daha mı lezzetli oluyor". Beni koy mesela o eve 5 dakika ancak dayanabilirim. Sonra panik atak, 10 dakikayı geçerse de manik depresif bir insan olurum. Ama kadın mutlu o evde. O ondan hoşlanıyor ve tipine bakılırsa da son derece huzurlu!



Bizim evde mutluluk faktörü genel olarak kedinin kaybettiği satranç taşlarından birini bulup takımı yeniden bir araya getirmiş olabilmek, kumbarayı inekli değil de köpekli alabilmiş olmak, banyoya kocaman salyangoz kabuklarının hediye gelmesi falan. Ama bakıyorum, girer girmez "benim" diyorum, mutlu oluyorum, gülüyorum. İkimiz bir anda heyecanlanıp zıplıyoruz "amanın evimiz pek şahane bi güzellikte!" falan diye..


Bu sebepledir ki herkeşler evine mini mini de olsa sevdiği bişeyler koysun, bakıp bakıp mutlu olsun, sevgi kelebeği gibi, ya da perde reklamlarındaki kadınlar gibi süzüle süzüle dans etsin evin içinde.
İçini baymış olabilirim sevgili okuyucu ama mesajım aşağıda gizli olabilir mi acaba? Yeni bir çalışma masasını misafir gelirse "ne saçma şey?" der mi diye düşünmeden salonun ortasına koymuş olabilir miyiz? Acaba bana özel bir çalışma alanı yaratmış mıyızdır, ya da ben bu satırları minik çalışma masamda yazıyor olabilir miyim????




Thursday, February 28, 2008

Mutluyuz, gururluyuz...

Yazı yazalı tam olarak 1 ay 2 gün oldu... En son yazdığım yazıya efsane tepkiler aldım.. Beni sadistlikle suçladı herkes.. Neymiş? Manyak mıymışım, böyle yazı yazılır mıymış, herkesi sıradan ağlatmışım.... :) Açıklaması yok.. Öyle geldi, öyle oldu...

Dün itibariyle tam 1 aydır evliyiz.. Alışmaya çalışıyoruz... Hala bi saatten sonra annemlrin evine gidecek mişim gibi geliyor.. Ama yavaş yavaş üzerimizden atıyoruz... Çok feci pilav yapıyorum mesela.. Bi de annemin yaptığı yemekleri ısıtma konusunda oldukça başarılı olduğmu söylemek gerek :)


Şu geçen 3-4 aylık zaman zarfından sonra şunu söyleyebilirim ki evlenmek çok zor bir iş... Ama o zorluğa değecek kadar da güzel bir iş... Düğünümüzü güzelleştirmek için uyku uymadık resmen bir süre.. Ama değdi mi? Değdi.. Herkesin mutlu olduğu, iyi vakit geçirdiği, güzel anılarla dolu bir düğün oldu.. Aynı zamanda bir hayli de kalabalık oldu...


Düğünden bi sürü resim var elimizde.. Ancak düğün yerinin (Moda Deniz Kulübü) anlaşmalı fotoğrafçısı ile biz pek anlaşamadık.. Her seferinde satın almak istemediğimiz bi takım şeyler için milyonlarca ısrar, vurdumduymaz bir inat... En son Cenk sinir küpü haline gelmişti ki imdadımıza sevgili Ceren yetişti... Düğün boyunca çekmiş olduğu birbirinden güzel fotoğraflarla içimize su serpti... Ellerine sağlık.... Bu arada Moda Deniz Kulübü'ne her detaya sonuna kadar özen gösterdikleri, bizi hiç cevapsız ve yardımsız bırakmadıkları için, bu kadar güzel bir düğün yapmamıza destek oldukları için teşekkür etmek gerek....


Sizi resimlerden mahrum bırakacağımızı düşünmeyin.. İşte Ceren tarafından bize örnek olarak gönderilen bir kaç resim... O an bize attırdığı parendelere, uçan tekmelere anlam verememiştik ama ortaya böyle güzel sonuçlar çıkacağını bilseydim aduuuket bile çekerdim :D







Ve o masaya ilk oturduğumuz an... Düğün DVD'sine bakarken şoka girdim.. Olimpiyatlarda koşusu biten tipler gibi, aldığım nefes 100 metre öteden takip edilebiliyodu. Ve evet deme anında öyle bir surat ifadesine sahibim ki her an "hayır" diyip kaçabilecek bir hal var üzerimde...





Allahtan demedim ve rahatladık :D Bu arada Cenk'in ayağını bulamadığımı zannedip üzerinde tepinmiş olmam da kameraların gözünden kaçmadı.. Hatta Cenk'in acı ve sinir dolu yüz ifadesinden olayın ne boyutlara ulaştığını da izleyenler çok net gördü...


Ve güzel annemizle güzel bir resim arşivlerden kopup geliyor... Diğerleri de sonradan sizlerle paylaşılacaktır.. Hiç merak etmeyiniz... Ne de olsa paylaşılacak milyonlarca komik şey oldu...

Şimdilik bu kadar sabah şekerleri.. Bu yazımı da bir müşterimi beklerken mecburi şekilde yazıyorum... Yoksa sizi salladığım falan yok... (Balayından beri vicdan azabı yaşıyodum yazı yazmıyorum diye be, siz ne diyosunuz, duygu dolu anlardayım şu an...)

Hepinizi öper, geldiğini umduğum müşterinin yanına giderim ben arkadaş...

Yapımda ve yayında emeği geçen herkese de teşekkür ederim...

Saturday, January 26, 2008

Yüksek yüksek tepeler...

Bu yazıyı eski Türk filmlerinden kopan bi şarkı eşliğinde yazıyorum... Yazarken parmaklarım titriyor... Yazmak istemiyorum ama yazmak istiyorum.. Gitmek istemiyorum ama gitmek istiyorum... İçimde tuhaf bir ürperti var... Çok önemli bir gün.. Çok önemli bir gece... Odamda, yatağımda, kitaplarımın arasında, sandalyemde, bu beyaz duvarların içinde, bu sıcak evde, ailemin yanında geçirdiğim son küçük kız gecesi...
Yarın bir aile kuruyorum... Yeni bir aile... Mimarlarından birinin ben, diğerinin Cenk olduğu bir aile... Düşündüm... Benim ailem ne kadar güzelmiş... Endişelendim... Kuracağım bu kadar güzel olur mu diye... Üzüldüm... Babam saçlarımı okşamaya çekinir mi diye...
Ailemi ne kadar seviyormuşum... Onlar beni ne kadar seviyormuş.. Ne büyük bir mucizenin karakterleriymişiz... Ne hoşmuş kavga etmek, ne hoşmuş sarılmak, ne hoşmuş beraber yemek yemek, ne hoşmuş evde oturup sıkılmak, anneden azar işitmek... Abilere güvenip hovardalık etmek... Abilere güvenmek ne güzel şeymiş...
İçimdeki ağlama dürtüsü yüz kaslarımın tutma gücünün bile üstünde... Kimse konuşmuyor... Kimse gülmüyor... Kimse bırakamıyor beni... Ben kimseyi bırakamıyorum geride... Hepsini içime sokayım, sonsuza dek bütün olalım, hiç ayrılmayalım... Sevgili dediğin ailenmiş meğer... Seni çıkarsız seven, canın acısa ölenmiş.. Boğazım düğüm düğüm... Ağlamaya korkuyorum babam üzülecek diye... Oysa hüngür hüngür ağlayasım var omzunda... Baba beni bırakma diyesim var... Beni Cenk'e verdi diye küsesim var...
Bu kadar zor olacağını bayram sabahı anladım... Babam "Seninle son bayram sabahımız" dediğinde.. Sarılıp hüngür hüngür ağladığında, ağladığımda...
İnsanları sevmemi, herşeyin kendimin bile üzerinde tutmayı babamdan, öfkemi Bora abimden, asiliğimi, dengesizliğimi Buğra abimden, fedakarlığımı, iyi niyetimi ve dualarımı annemden topladım... Babamın çaldığı şarkılarla fon yapıp kendimi oluşturdum... Hepsine çok şey borçluyum.. Hayatımı borçluyum.. Kendimi borçluyum.... Onlar sayesinde Cenk'le evleniyorum.. Onlar sayesinde Cenk kadar müthiş birine aşık oldum... Onlardan topladıklarımla...
Şimdi onlardan öğrendiklerimle, bildiklerimle, hissettiklerimle, onlara layık olacağını umduğum bir hayatı başlatmak üzereyim... Umarım mahçup olmam... Umarım benimle gurur duyarlar... Umarım....
Umarım mutlu olurlar....
Sevgi, yetersiz bir sözcük...

Monday, March 12, 2007

kız istemek

efendim kız istemek, kız tarafının pasta börek hazırlayıp erkek tarafını beklediği, erkek tarafının da çikolata çiçek almak suretiyle ailecek allahın emri peygamberin kavliyle kızı babasından ya da bu konuda yetkili başka bir aile bireyinden istemeye gittikleri adetin adıdır.

diycem ama değil. görüntüde böyle olsa bile değil...

kızı isteyecek olan da istenecek olan da olayın ciddiyetini en iyi orada farkeder. ailelerin daha önce hiç tanışmamış bireyleri bir araya gelir. burada bu tanışmamış kişilerin birbirini sevmeme, birbiriyle anlaşamama gibi bir ihtimal her zaman vardır. her an birileri pot kırabilir, karşı taraf ayar alabilir. karşılıklı hain bakışmalar, burundan solumalar, yumruk sıkmalar, gecenin sonunu karakolda şenlendirmeler bile söz konusu olabilir. kız vermek kolay olmadığından herkes fazlasıyla hassaslaşabilir. tüm bunların stresiyle geçen günler ve saatlerle birlikte gün, saat belirlenir.. hazırlıklar yapılır ve büyük buluşma gerçekleşir. hanım kızımız heyecan içerisinde evin içinde dolanır durur. kız babası gerginliğinden, aynı anda aşmaya çalıştığı üzüntüsü ve sevincinden bi yere oturamaz. anne son bir sigara içme derdinde olsa da salata tabağının yerinin iyi olup olmadığını tekrar tekrar kontrol eder. kızın abileri her ne kadar bu zamana kadar tom ve jerry kıvamında yaşamaya alışmış olsalar da kız kardeşlerinin gideceğinin farkına vardıklarından bu sefer de sahiplenici bi tavırla mevzu çıkartmaya hazır ve nazırdır. tüm bu paniğin ve duygu selinin her damlasını hisseden kızımız heyecandan titremeye başlar. hiç alışık olmayarak giydiği topuklu ayakkabı üzerinde yürümekten ziyade büyük bir eforla ayakta durabilmeye uğraşır, mezuniyet ve zorunlu gidilen düğünler haricinde o tarz bir makyajı asla yapmadığından, mütemadiyen suratını kontrol etmek zorunda hisseder, aynaya her baktığında isterse dünya güzeli olsun gördüğü yüz bülent ersoy'dur. birileri sürekli sakin olması gerektiğini söylerken derin nefesler almaya başlar ve kapı zili ne idüğü belirsiz bir tonlamayla çalar. sessiz bir çığlık atılır, babaya son bir kez çaktırmadan bakılır.. ve kapı açılır...


"amanın da kimler gelmiş, kimler gelmiş!!!"


içinden kapıyı açtığın gibi kapatmak gelir ama yemez. misafirler buyur edilir. herkes tanışır, yerlerine yerleşir. hanım kızımız ve efendi oğlumuz bi şekilde yan yana oturabilmeyi başarabilmiştir. sürekli olarak "napıcaz, şimdi ne olacak, sırada ne var, annen babamı sevdi mi acaba, ya babalar?" gibi konu başlıkları konuşulur sessizce. daha beşinci dakikada herkes tanıştıktan, hava durumu kısaca irdelendiğinden ve vatan millet hızlıca kurtarıldığından (evet sadece 5 dakikada) damat adayının babası dayanamaz ve süratle konuya girer... niyet üstü kapalı izah edilir ve sihirli sözcükleri söylemek üzere ailenin en büyüğüne söz verilir..

"efendim.. burada bu iki iyi niyetli genç insanı birleştirmek, ömürlerinin sonuna dek mutlu olmalarına vesile olmak amacıyla bulunmaktayız.. allahın emri, peygamberin kavliyle kızınızı, gelinimiz olarak değil, bizim de kızımız olarak sizlerden istiyoruz..."

aman tanrım!!! saat kaç? geleli kaç dakika oldu? kahveler!!! evet kahveler!! ne zaman yapılacak? kaç tane? orta mı? sade mi? olamaz.. ağlıyor.. annem ağlıyor.. ne? onun annesi de mi ağlıyor?? böhühühüühüüüü....babam!!! evet babam!! ne diycek acaba??

"biz sizleri tanımaktan şeref duyduk. doğduğundan beri özenerek büyütüp, kılına zarar gelmesin diye uğraştığımız kızımızı vermek kolay değil.. oğlunuzu gördük, tanıdık, sevdik.. dilerim ki o da bizim evladımız olur, dilerim ki ömür boyu mutlu ve huzurlu olurlar... "

bu sırada kuzen ve yenge kahve işini halletmişlerdir. kahveler ikram edilir... kahveyi içen erkek annesi "kızım ellerine sağlık. kahven çok güzel olmuş" der ve kızımız ayaklanır. o ayakkabılarla aydemir akbaş gibi yürüyerek gider müstakbel kayınvalidesinin ellerini öper.. herkes ayaklanır.. eller öpülür.. herkes birbirini tebrik eder sarılır.. babalar bile sarılır.. tüm kombinasyon, permutasyon, rotasyon ve motivasyonlar kullanılarak fotoğraflar çektirilir.. herkes yerlerine geçer.. gelen çikolata ikram edilir.. kızımıza küçük hediyeler verilir .. koyu bir yakından tanıma muhabbeti başlar. rakılar, şaraplar ikram edilir. pastalar börekler yenir.. herkes birbirini sevmiştir. ortam son derece neşelidir. herkesin içi rahattır.. baba gelenleri sevdiğinden dolayı kızı adına mutlu, kızından ayrılacağını idrak etmesinden dolayı bir hayli de hüzünlüdür. göstermez.. nadiren içtiği sigaradan birer birer yakar....

muhabbet baymadan insanlar uyuklamadan müsade istenir. herkes takrardan iyi niyetlerini dile getirir ve misafirler yolcu edilir.. kız tarafı hafif yorgun, hafif neşeli, hafiften sarhoş muhabbete başlar.. baba içtiği son sigaranın keyiften olduğunu söyler.. ve gece biter...

kimi kimden istiyosun, ne saçma olaydır diye düşünülse de bazı adetler tadında yapıldığında güzel ve özeldir...

10 mart 2007 tarihi tibariyle;

kendimden biliyorum...



başka bir yerlere not düştüğüm bir yazıdan alıntıdır...

Monday, March 5, 2007

...ve tatlı telaşlar yavaştan başlar...

Merhaba çok sevgili blog severler...


Uzun bir aradan sonra (neredeyse 1 ay olacak inanamıyorum) tekrar sizlerle beraberim. Öncelikle belirtmeliyim ki bu kadar uzun aralar vermek hiç hoşuma gitmiyor ancak iş koşturmaları arasında kişisel hayatımı da yaşamaya çalışmak ve eve bitik vaziyette dönmek gerçekten bazı şeyleri ertelemek zorunluluğu doğuruyor. Buradan yazılarımı merakla bekleyen (evet binlerce kişi var) tüm halkıma özürlerimi iletiyorum.


Bu beşinci sınıf köşe yazarı edasıyla yazmış olduğum giriş paragrafımı ışık hızıyla pas geçip yeni paragraflara yelken açıyorum.. Vınnnnnnnn....

Olaylar hızla gelişiyor. Haftaya cumartesi, 10 Mart 2007 tarihinde Cenk Paşa ve ailesi bizim eve teşrif edecekler. Bildiniz.. Hayırlı bir iş için. Gerçi bu iş Cenk adına ne kadar hayırlı olacak orasını ilerleyen seneler gösterecek ama olsun, hayırlı olduğunu düşünmesinde fayda var şimdilik :))))


Gerçekten garip bir duygu. Heyecan verici, biraz ürkütücü, biraz şaşırtıcı... Hala kendimi babamın küçük kızı zannediyorum. Ve evlenme işini halen ve halen evimizde oynayacağımız legolardan ibaret zannediyorum bir parça.


Evde bir telaş başladı. Bayram havasında bir temizlik, alışveriş, patırtı kütürtü hakim. Babam her ne kadar oldukça mutlu ve heyecanlı olsa da kara kara düşünmeye başladı bile. Dün alışveriş merkezinde yemek yerken sürekli olarak "Şunu napıcaz, bunu napıcaz, onuda şöyle yapalım" derken ben de hainlik yapıp "Sen onu bunu bırak da kızını nasıl vericen onu düşün" diyiverdim. Bir anda çöktü.. Gözleri doldu.. Hislendi... Senelerdir benden kurtulmaya çalıştıklarını zannettiğim abilerim bile bir anda garipleştiler. Son derece sevgi dolu pıtırcıklar oluverdiler.

Kısacası evde durum şu;

Seher vakti bir telaş var arka bahçemde,
Misafire hazırlık var sırça köşkümde...

..........................


Bu arada haberini vermeyi unuttuğumuz bazılarının bildiği bazılarının henüz bilmediği çok güzel bir gelişme daha var. Yazarken bile mutlu oluyorum :) Artık içine kafamızı rahatça sokabileceğimiz şirin mi şirin bir evimiz var.. Cengiz Amca'nın bize olan küçük (!!!) bir hediyesi.




Yer: Narcity


Narcity, Tepe İnşaat'ın yapmakta olduğu, Maltepe sırtlarında, belediyelerin henüz canını çıkartmadıkları yemyeşil bir orman içerisinde adalara ve modalara doğru tribal entel havasında bakmakta olan rengarenk bir site... Kısacası "Benim enerjik evim".


Gerçekten de minnacık 1+1 diye tabir edilen, bir oda, bir salon, bir banyo, bir ev.. Herşeyden bir tane.. Benim sevgilimden de bir tane.. Al sana muhteşem bir ev! Daha ne olsun. Mutfakla salon birleşik. Ev küçücük.. Birbirimizden kaçmamızın imkanı yok :) Kabus gibi çökücez. Bizim dairenin olduğu blok, altında güzel de bir spor kompleksi barındıracak. Akşamları yarım saati (bu süreye Cenk'i oldukça zor ikna ettim) geçmeyecek yürüyüşler yapacağız. Eve sığması kolay olan bir köpek, televizyon, koltuk, yatak ve dolap alacağız, annemin bugüne dek benden gizli toparladığını umduğum çeyizimi de götüreceğiz ve herşey hazır olmuş olacak kısmetse... Görmeniz lazım.. Çok şirin.. Tüm sevdiklerimiz her zaman misafirimiz olabilir. Erkekler ayda birden fazla olmamak kaydıyla play station partisi verebilir. Sevgilisiyle derdi olan kızlar minik salonumuzda ağlayabilir...




Kısacası daha 50 sene olduğunu sandığım bu telaşeler başladı... Hepinizden iyi niyetli dualarınızı esirgememenizi diliyorum.. "Yine ben" ve Aykut'un da dediği gibi nazar edecek varsa hemen sayfayı kapatsın.. Pis insan.. Kapat! (Sanırım artık çok geç)

Olsun... Cenk Paşa'nın her zaman dediği gibi, bize bişey olmaz..

Sevgilerimle...

Thursday, February 15, 2007

Eveeeetttttt


Dün bir hayalim gerçekleşti.. Benim için hayalden de öte olan Cenk, bana evlenme teklif etti.. Detayları şimdilik bana kalsın :) Ne diyeceğimi bilemiyorum.. Dilimin ucuna gelen hiç bir kelimeyi mutluluğumu anlatmaya layık göremiyorum.. Konuşamıyorum... Sadece gülümseyebiliyorum.. Hatta ağzımı kapatamıyorum :)

Ömrüm boyunca uyandığımda yanımda onun yüzü, ağladığımda onun omzu, sevinçten zıplarken onun kolları olacaksa benimle, ve bir gün oğlum olup da ona benzeyecekse, bu sevimsiz dünyada 150 sene yaşamaya razıyım ben...

Evet.. Binlerce kez evet.. Onbinlerce kez evet...


Seni seviyorum..
Seni seviyorum..
Seni seviyorum..
Seni seviyorum..
.....
....
...
..
.

Tuesday, February 13, 2007

Sevgililer Günü

Tüm günlerin en güzeli yarın. Gidin sevgilinize çiçek alın, öpün, sevin onu. Güzel şeyler söyleyin. Seviyorsanız eğer, herşeye değer. Sakın kavga falan etmeyin, kalbini de kırmayın. Adı üstünde, sevgililer günü. Ama kutlamak zorunda değilsiniz, illa hediye almak zorunda da değilsiniz. En azından yarın bi güzellik yapın sevgilinize, onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin yeter.

Valla.