Showing posts with label futbol. Show all posts
Showing posts with label futbol. Show all posts

Wednesday, July 6, 2011

Fenerbahçe


Fenerbahçe küme düşecekmiş. Evet, ben Galatasaray'lıyım ezelden. Fenerbahçe'nin küme düşürülmesinin nelere yol açacağını çok iyi biliyorum. Sporun her alanında esas rakibimiz Fenerbahçe'dir bizim. Son dönemlerde basketbolda, voleybolda ve bazı diğer amatör branşlarda Fenerbahçe hep önde. Kadın ve erkek basketbolunda final oynadık onlarla. Onlar çok iyi kadrolar kurarak ve Avrupa'da başarı ile Galatasaray'ı çekme görevini üstlendiler son yıllarda. Tıpkı bizim futboldaki başarımızla onları çekip şampiyonlar liginde çeyrek final oynattığımız gibi. Bu benim düşüncem tabi, isteyen katılır, isteyen katılmaz. Ama sonuç olarak söyleyeceğim şudur ki, Fenerbahçe'nin olmadığı ligin benim için hiçbir zevki yoktur.

Ama konu bu değil gözlemlediğim kadarıyla.

İlk huylanmam davayı açan savcının Zekeriya Öz olduğunu öğrenmemle başladı. Arkasından Aziz Yıldırım'ın yollanmasından sonra yerine gelecek başkanın, başbakana danışılarak seçilebileceği ihtimali su yüzüne çıktı. Hemen arkasından da zaten dava açılmadan RTE'ye danışıldığı yazdı Vatan gazetesinde. Yani anlayacağınız "hukuki tetikçi" Zekeriya Öz yine önceden hazırlanmış planları uyguluyor. Ha tabi Aziz Yıldırım kulübünü şikeye bulaştırmış olabilir. Şampiyonluk için masa başı oyunları gerektiğini kendisi söylemişti zaten seneler evvel. Ama verdiği bu açık kendisine pahalıya mal oldu ya da olacak diyelim. Pahalıya mal oldu derken asla kendisinin görevinden olacağını ve Fenerbahçe'nin şampiyonluğunun alınacağını kastetmiyorum. Söylemek istediğim Türk futbolu da artık bağımsız değildir. Belki de Türk futbolunun en önemli kurumlarından birinin altına dinamit yerleştirilmiştir. Artık Fenerbahçe yeni olası başkanıyla istendiği gibi manipüle edilebilecek bir kulüp olacaktır.

Sağa sola salyalar saçarak "Küme düşürülsün fenevbahçe zaaa" diyen ergenleri bir kenara bırakırsak, durumun vehametini önümüzdeki dönemde göreceğiz. Benim burada yazdıklarım bir varsayım. Ancak şu ana kadar bu derece büyük davaların asla ama asla iktidar aleyhine (ya da iktidarın işine gelmeyecek şekilde diyelim) sonuçlanmadığını çünkü yargının referandum ile beraber tüm bağımsızlığını kaybettiğini de belirtelim.

Yine de Fenerbahçe, "Mustafa Kemal'in askerleridir". Onlara bol şans ve sabır. İhtiyaçları olacak.

Kolay gelsin.

Friday, October 30, 2009

Bitirdiniz güzelim futbolu

Basit bir soru size:

"Futbol denince aklınıza ne geliyor?"

Bu soruyu bir sorun kendinize. Mesela benim aklıma ilk Hagi'nin Monaco'ya attığı gol geliyor. O gol anı, seyircinin çıldırması, spikerin kulakları tırmalayan bağırışları, Hagi'nin tribüne koşarken ki sevinci, taraftar - takım coşkusu, beraber söylenen tezahürat... Futbolun güzel tarafı geliyor benim aklıma, bir tiyatro gibi izlenmesi gereken, bana göre kazandıkları parayı sonuna kadar hakeden futbolcular geliyor. Televizyondaki süper uyduruk dizilerin oyuncularının (yabancı diziler de dahil buna) kazandıkları ultrasonik paraların yanında, benim futbolcularım sonuna kadar hak ediyor o parayı. Çünkü hem para kazanmak, hem de kendilerini sevenlere, ait oldukları takımı sevenlere güzel şeyler izletmek için oynuyorlar futbolu. Onların aslında en çok istedikleri şey sevilmek, oyundan çıkarken alkışlanmak, iyi bir hareket ile stadı coşturmak.

Biz taraftar olarak hangi noktadayız peki? Size söyleyeyim, bokun altında kalmış, kötü kokudan önündeki hiçbirşeyi göremez hale gelmiş ve daha kötüsü bok içinde yaşamaya alışmış bir taraftarız biz artık. Dün televizyonda postmodern kadın yorumculardan biri, Amerika'yı keşfetmiş gibi "ya ama herkez o su şişesinin hangi tribünden geldiğini konuşuyor, kimi Fener tribünü diyor öbürü Galatasaray, ama kimse o su şişesini atanın kim olduğunu araştırmıyor, varsa yoksa hangi takım tribününden gelmiş, o merak ediliyor" dedi. Bunu derken aklı sıra populistlik yapıyor, puan topluyor. Be eksik akıllı, çok mu umrunda senin bu olay, yaptırt o zaman araştırmanı, bul polis kayıtlarını, maça gidenlerle görüş, o tribünde oturanları bul, çok mu önemli senin için, bul bir matematikçi, hesaplat açıları televizyon görüntüsünden, pierolar falan uçuşuyor etrafta. Yok ama o senin umrunda değil, önemli olan o an o açıklamayı yapıp prim toplamak değil mi?

Ulan içine sıçtınız Türk futbolunun. "Türk futbolu mu vardı?" diyenleriniz mi var etrafta? Vardı tabi, nasıl vardı biliyor musunz? Korkuttu sizi Fatih Terim, hakkında atıp tutamadınız, büyük baş abilerle arkadaştı, ağzınızı açamadınız, ağzına sıçamadınız Galatasaray takımının, onlar da iyi kadroyla alıp yürüdüler UEFA şampiyonluğuna kadar. Yazsaydınız ya o zaman da Emre Fatih hocanın kızıyla berabermiş diye? Yazsaydınız ya o zamanlar bu dizilişle Galatasaray'dan birşey olmaz diye? Guiza için diyorsunuz ya, gol makinası değil, traş makinası bu diye, deseydiniz onu Hakan Şükür'e o zaman, sayfalarca yazsaydınız dini inancını bilmemnesini gol kaçırınca? Yazsaydınız hoca yanlış oynatıyor, zaten çok da para alıyor, o parayı alıyorsa her sene şampiyon yapacak takımı diye? Yazamadınız. Noldu? Sizi korkutmak lazım çünkü. Size hak ettiğiniz muameleyi yapmak lazım çünkü.

Bayılıyorsunuz değil mi? Rijkaard Milan ile anlaştı yazmaya, çok satıyor gazeteniz çünkü. Ulan spor muhabiri bozmaları, hani kaynak, nerden duydunuz, kimi gördünüz? Rijkaard'a sordunuz mu? Bu öyle devre arasında "Eto'o Fener'de" yazmaya benzemez, takımın gidişhatını bozar, futbolcunun aklını karıştırır. O da yetmedi, duydunuz bir yerden Liverpool 4 maç üst üste yenilmiş diye (yoksa umrunuzda olmaz sizin İngiliz ligi), bastınız geçen hafta hemen "Rijkaard Liverpool'a yakın" diye. Ulan ne yalancı adamlarsınız be, ne düzenbazsınız, üçkağıtçısınız siz ya. Hiç utanmıyor musunuz bunları uydurup uydurup yazarken? Arda Turan, Saba Tümer'leymiş. Nerde gördün kardeşim, nerde duydun? Yalancı!

Futbolun kendisiyle alakalı tek kelime yok gazetelerde. Arda üzgün mutsuz asabi bilmemne, Daum Rijkaard'a çıkıştı, Keita sinirli. Beşiktaş'a noldu peki? Bir tane haber yok gazetelerinizde. Hadi o büyük takım. Gaziantep'te neler oluyor mesela? Bursa'da? Diğer anadolu takımlarında? Orada oynayan zavallı topçular napsın? Ahmet'ler Mehmet'ler. Onlar İstanbul'da karı kovalayamıyorlar tabi, sizin için haber değil onlar. "Amaan nolcak, iyi oynarlarsa bütün sezon, Fener alıyor diye yalandan bir haber yaparız olur biter." Hani marka yaratacaktınız ligimizden. Ulan böyle marka mı olur. Yalandan Lig tv'de program yapıyorlar, Anadolu ekipleri ile de ilgileniyormuş gözükmek için. Hadi len, hadi. Siz futbolu sevmiyorsunuz. Spor basınında neredeyse kimse, kesinlikle futbolu sevmiyor.

Siz o zavallı futbolcuların, o zavallı teknik direktörlerin kovulmalarını, futbolcuların kavgalarını, taraftarın birbirini dövmesini seviyorsunuz. Siz ondan ekmek yiyorsunuz. Direkten dönen bir şut, frikikten atılan bir gol, son dakikada atılan penalti sizi kesinlikle ilgilendirmiyor. Her türlü kötülüğü istiyorsunuz, bu durumu siz yarattınız, yazılarınızla, röportajlarınızla, yalan haberlerinizle, yalan haber basmak için hususi çıkardığınız gazetelerle. Futbolu zavallı hale getirdiniz. Umarım o zavallı hale birgün siz gelirsiniz. Güzelim oyunumu kirlettiğiniz için sizi hiç ama hiç affetmeyeceğim.

Tuesday, October 27, 2009

Peyniiiir!

İngiltere'de herhangi bir futbol maçı esnasında sahaya yakın sırada

oturmanın avantajını anlatan resim 1/2: Malouda pek bir mutlu.

İngiltere'de herhangi bir futbol maçı esnasında sahaya yakın sırada

oturmanın avantajını anlatan resim 2/2: Gülümseyin bakim Cenk abinize.

(soldan sağa, ayaktakiler: Bosingwa, Drogba, Malouda, Frankie, Ballack, Cole)

Thursday, July 2, 2009

Umut Ocakabaşı, 3 Resim

Resim 1: Bu resimden önce bir resim çektim, fakat Tubik'i çekmemişim. Sonra da bunu çektim. Resimde gördüğünüz kişiler Flying Dutchman, yani uçan Hollanda'lı ve ekibi esasında. Sol başta okuyuculardan Ahmet var. Alnına birşey (Flying Dutchman ID Card for Premium bloggers) yapıştırmış olan sağdan 3. şahıs Varol Döken. Tam onun yanında da Tunchay var. Barad-dur ve Gorky de masanın en sonunda yerlerini almış durumdalar. Arka masa da tanıdıktı epeyce, fakat ben onlarla tam tanışamadım. :)

Resim 2: FD ve Cthulhu. Resmi gördüm direkman özledim. Tekrar gelsin, tekrar görüşelim. Eşi de gelsin, bu sefer arabayla götürecem Tophane'ye, yürümicez. :)

Resim 3: Ömrümde yaptığım en sağlıklı, en kaliteli futbol muhabbetini yaptım o gece. O ekipten de bunu beklerdim. Varol muhtemelen bu resimde sülalesindeki Fenerlileri anlatıyor. Gözlerinden öpüyorum.
Bu vakte kadar birçok blog buluşması yaptık biz. Hep bir grubumuz var, buluşuyoruz, biliyorsunuz. Bu ikinci bir grup oldu bize. Çok güzel bir akşamdı, gelen herkeze teşekkürler.

Friday, June 19, 2009

Gazete Müsvetteleri

Biraz sinirliyim. Allahım, gazete okuyamıyorum. Gazetelerin ne kadar taraflı, ne kadar patrona yalakalıkla ve ne kadar bilgi ve araştırmadan yoksun yazıldığını gördükçe hakikaten nefret ediyorum bütün gazetecilerden. Evet bütün gazetecilerden. Okuduğum hiçbirşeyin gerçekliğine inanmıyorum. Bazı istisnalar hariç. Şöyle açıklayayim:


Konu eğer birebir herhangi bir vatandaş ile ilgili ise veya bahsi geçen olay kesinlikle kendini patron veya politikacı zanneden birtakım zavallılarla alakalı değilse, işte o zaman okuduğunuz o haber muhtemelen doğrudur. Örnek vererek biraz açayim bu konuyu; Münevver Karabulut cinayeti ve ayrıntıları, Hidayetin NBA başarısı, buzulların erimesi, İsviçreli bilim adamlarının sıçmayı tamamen kaldıran hap üretmesi falan gibi.



Bakın bu saydıklarım istese de kimseye dokunduramayacak haberler olduğu için basına aynı şekilde yansıyorlar. Şimdi bu örneklerin tersini düşünelim. Neler taraflı haber haline geliyor?

Zahid Akman'ın sunduğu sahte belge, Metrobüslerin akıbeti, 3 yaz üst üste asfaltlanan TEM otoyolu (muhtemelen bu yaz da asfaltlarlar), internet sansürü, Kadir Topbaş'ın karıştığı söylenen yolsuzluklar, elektrik zammı, IETT zammı, dış politika ile ilgili herhangi bir haber ve bunun gibi. Saydığım örnekleri gazete gazete ayırarak düşünürseniz emin olun ne demek isteyeceğimi çok iyi anlayacaksınız. Mesela Deniz Feneri yolsuzluğu X gazetede nasıl anlatılıyor ve Y gazetede nasıl anlatılıyor, hatta belki anlatılmıyor bile.



Bütün bunlar bir yana, çok sevdiğimiz futbol ve futbol gazeteciliği, etliye sütlüye fazla dokunmuyor gibi gözükmekle beraber, aslında dönen para anormal miktarlarda olduğu için "anlayış özürlü, zavallı, yalancı, aldatıcı, üçkağıtçı, provokatif" sıfatlarını en çok hakeden gazetecilik kapsamına giriyor benim için. Örnek mi? Alın size örnek:

Eto'o Operasyonu: Transfer çalışmalarını büyük bir gizlilik içinde sürdüren Fenerbahçe, Barcelona'nın golcüsü Eto'onun peşine düştü.

Kelime kelime inceleylim:

1. Eto'o - Ulan Eto'o nun Fener'de ne işi var? Siz adam mı seviyosunuz, biz gerizekalı mıyız? Eto'o denen adam bu sene etrafta kupa bırakmayan Barcelona'nın birinci forveti. Tahmini değeri 42 milyon Euro adamın ya.

2. Operasyonu - Savaşa mı gidiyoruz? Ne operasyonu? Operasyon ya ameliyat masasında olur ya da savaşta. Sokun ince ince provokatif çomaklarınızı, dönüp dolaşıp size patlayacak bunların hepsi.

3. Büyük bir gizlilik - Ulan adamlar hakkında bir gazete sayfasınızda en az 15 tane adamı alacaklar diye haber çıkartıyorsunuz, bunun nesi gizlilik içinde? Bu kadar gizliyse siz ne kadar muhteşem gazetecilersiniz ya. Tövbe tövbe.

Senderos Yedekte: Lucas Neil ve Melberg ile ciddi şekilde ilgilenen Galatasaray, bu oyuncularda bir pürüz çıkma ihtimaline karşılık Philippe Senderos'u yedekte tutuyor.

1. Lan kültürsüz ayı, Lucas Neill iki "l" ile yazılır. Ulan araştırmaktan uzak böcek, Mellberg de iki "l" ile yazılır. Ya adam haber yazıyor, iki futbolcu adı atıyor götünden, onları da yanlış yazıyor.

2. Pürüz çıkma halinde - Tabi çıkacak pürüz, götünden atıyorsun çünkü haberleri, sayfa yetersiz kalınca da Varan bilmemkaç diye doldurup boş yeri 3. bir topçu adı daha atıyorsun.

3. Yedekte tutuyor - Ha evet tabi tabi, Senderos da Milan'da falan oynuyor ama bakma, futbolu Galatasaray'da bırakmak istediği için yedek tutabilirsin yani 24 yaşında adamı. "Sen bekle abi" dersin, "2 tane adam var, alamazsak seni alırız artık" napalım" dersin dimi?

Savaşa Hazırlanın: Alman Hoca'nın aybaşına kadar futbolcuların iyice dinlenmeleri geretiği ve kamp sonunda hepsinin asker gibi olacağını söylediği belirtildi.

1. Savaşa hazırlanın: Cümle zaten tamamen devrik de esas konu şu: ya bir teknik direktörün futbolcularına "savaşa hazırlanın" deme ihtimali var mı ya, hem de sezon öncesinde? Varsa bile herhalde dünya kupası finalinden evvel falan söyler, o da İngiltere Almanya maçı falan olacak yani.

Aklı sıra burada haberi hazırlayan gazeteci müsvettesi Fener taraftarına incenden "İşte efendim, takımımız yeniçeri ordusu gibi olacak, önüne geleni yenecek, yenemezse dövecek, her türlü hakkı olanı alacak" diye mesaj vermeye çalışıyor. Bütün sezon boyunca yiyeceği ekmeğin tohumlarını atıyor.

2. Belirtildi: Bakın bu önemli bir nokta. Bu tip gazetelerin hiç ama hiçbirinde kesinlike haber hazırlayanın bu bilgileri nereden aldığını belirtmeye ihtiyacı yoktur. Gazetede bir sayfada aşağı yukarı 50 kere "öğrenildi, belirtildi, ifade edildi, söylendi" gibi kelimeler kullanılır. Burada da bu kullanımı görüyoruz.

Futbolun bir savaş olduğunu kafalarımıza sokmak, olay çıkartmamızı sağlamak isteyen, her çıkan kavgada, her ölen taraftarda, her küfürlü tezahüratta kendilerinden birşeyler bulup salyalar akıtarak zevk çığlıkları ile anıran futbol medyası, futbol literatürüne inatla birtakım "savaş" terimlerini sokmaya çalılşıyor. Tamamen sallamasyon haberler yapıyor. Basın sadece futbolda değil, her noktasında çürümüş ve bilgisizlikten bitmiş durumda. Halk bunu farketmiyor hala, hala o gazeteler alınıyor, o televizyonlar seyrediliyor, hala o haberlere inanılıyor, yorumlar yazılıyor.

Uzun ve biraz da dağınık bir yazı oldu, ama neler hissettiğimi umarım biraz anlatabilmişimdir. Ben artık okumak, izlemek istemiyorum böyle haberleri. Doğru haber duymak istiyorum. AKP densin istiyorum, AK Parti değildi çünkü onun adı senelerdir. Birden bire dönüp her yere AK Parti yazan gazeteleri görmek bile istemiyorum. Hoşlanmıyorum artık bunlardan. Gerçekleri istiyorum.

Saygılar.

Thursday, March 12, 2009

Çeyrek Final?

Bi'şeyler olabilir ya. Değil mi? O kadar da kötü değil durum. Servet de olsaydı, çok daha güvenecektim bu maça. O yok. Ama olsun. Memleketim insanının hırsı azmi meşhurdur. Bizim çocuklar da inanmışlardır bu turu geçeceklerine. İnşallah önden bir gol yeriz. Üstüne de bize büyük avantaj getirecek bir gol atarız. Tam öyle bir maçmış gibi geliyor bana. Seyirci de var orda bol bol. Geçersek çeyrek finaldeyiz, eskisi gibi. İnsan umutlanıyor tabi ister istemez. Hadi hayırlısı.

Hagi:"Kewell'ı alacaklarmış, gelir mi sence?"
Taffarel:"Sen geldin, o gelmez mi?"

Friday, February 27, 2009

4-3

Sabri'nin yere attığı eldivenleri kaptanlık bandı zannedip, atıp tutmaya başlayanlar bu gole sevindiler mi acaba?

Thursday, January 29, 2009

Monday, December 29, 2008

Celtic FC ve PES2009

"...gerçek peszade örneğin pes 2009 'da şampiyonlar ligi modunda celtic'i alıp barcelona , juventus, villareal gibi takımları eleyip finale çıktığında ve finalde manchester united a uzatmaların son dakikasında yediği golle yenildiğinde gözünden iki damla yaş süzülen ve "buraya kadar gelmemiz de mucizeydi" diyebilendir.manchester united kupayı alırken sigarasını yakar, arkasına yaslanır ve ev ahalisinden teselli alır, peszade. kalbinin derinliklerinde bir iskoç takımını sir alex ferguson un dev kırmızı şeytanlarının karşısına finalde çıkartmış olmanın gururu vardır. oyunu load etmeye gerek yoktur."

Ekşi'den Erdem'in yazısı, sormadım ama herhalde izin verir buraya koymama. :)



Thursday, November 20, 2008

Tuesday, November 18, 2008

Özlü söz


"Büyük takımlar kazandıkları büyük başariyi konuşurlar. Küçük takımlar ise büyük takımları yendikleri skoru konuşurlar."


- M.PLatini


Monday, November 10, 2008

Bilindik sonuç



FB: 4 - GS: 1


Her ne kadar sezonun başından beri Fenerbahçe gerek süper ligde, gerekse şampiyonlar liginde vs futboluyla taraftarlarını tatmin edemez durumdaydı. Bu sebeple şu ana kadar hangi koşulda olursa olsun kendi sahamızda yenmeyi başardığımız Galatasaray'ı bu sefer yenebileceğimiz konusunda endişelerim vardı. Ancak çoğu zaman bizim için kötü başlayan oyunumuza rağmen, Galatasaray'ın erken gelen golüne rağmen yenmeyi başardık. Takımım adına çok mutluyum..


Ancak şunu söylemeden es geçemeyeceğim: Başka hiçbir kulvarda tam anlamıyla bize eksiksiz mutluluk yaşatamayıp, sadece Galatasaray'a karşı kazandığımız zaferlerle idare edebildiğimiz zannediliyorsa yanılıyorlar.. Artık Aurelio'nun anlamsız yere gönderilip orta sahanın boş bırakıldığı, Guizia gibi ne halta yaradığını anlayamadığım adamlara o kadar paralar verilmesini, her mağlubiyette teknik direktörün değişmesinin gündeme gelmesini falan görmek istemiyorum..


Türkiye'de olduğu gibi Fenerbahçe'de de bişeylerin değişmesi gerektiğine inanıyorum ve bu zafere çok da fazla sevinemiyorum...


Ama yine de tadından da yenmiyor be :)))))

Friday, November 7, 2008

Unutulmaz Sözler


“Hiçbir takım Galatasaray’dan daha iyi olamazdı. Benim için her şey çok mükemmeldi. Diğer takımlar bana ne verebilirdi ki? Belki daha çok para.”

- Gheorghe Hagi, 2002, gazete röportajından

“O anı unutamıyorum, birden bire bir tezahürata başladılar… Dağ Başını Duman Almış’a… O marşı o güne kadar çok dinlemiştim… Ama hiçbirimiz o andaki söyleneni, o zamana kadar belki de hiç duymamıştık. Yeni bir marştı sanki… Bizi, sahada kalan on kişiyi, nasıl kamçıladığını ve değiştirdiğini anlatamam, söze dökemem.”

- Bülent Korkmaz, 2000, gazete röportajından



"Hiçbir kuvvet beni bu stadta 25 bin kişi olduğuna inandıramaz."

- Paolo Maldini, AC Milan Kaptanı, 1999, Galatasaray 3 - 2 AC Milan maçından sonra