Friday, April 8, 2011

Eğitim bir toz bulutuydu... Patladı, şifre oldu.

Dünü de geçmiş sayarak şöyle bir gerilere gittim. Çocukluğumun ilk yıllarını saymazsak, hayatımda yaptığım birçok şeyi zorunluluktan, mecburiyetten yaptığımı gördüm.

Okuduğum özel ilkokulun ilk yılını burslu okudum ben. İki abim de daha önce o okulda okumuştu. Ailemin maddi durumu o dönem beni de aynı özel okulda okutacak kadar iyi değildi. İki abimin de Anadolu Lisesi'ni kazanabilmeleri için yeterince masraf yapmıştı zaten ailem. Okul müdürlüğünden rica ettiler, ben de zehir gibiydim, okuma yazmayı, dört işlemi biliyordum okul öncesinde. Burslu okutmayı kabul ettiler. Bir yıldan sonra, bazı velilerin haksızlık oluyor diye şikayet etmesi üzerine bursumu aldılar. Ailem ne yapacağını bilemedi ama bana da birşey belli etmedi. Benim de Anadolu Lisesi'nde okumam, iyi bir eğitim almam şarttı. Okulumu değiştirmemem için binbir zorluğa girdiler. Sınav öncesi kurslara gönderdiler. En nihayetinde kazandım.

Çalışkan bir öğrenci olmadım hiçbir zaman. Çalışkan olmayı geçtim, tembeldim. Hiç ders çalışmadım. Ailem büyük adam olmamı istediği için kurslara gittim, sıkılsam da dersleri dinledim, anladım. Basketbol oynuyordum. Babam derslerden geri kalırım diye gitmemi istemedi ama müdahale de etmedi. Bir gün, coğrafya dersinden 3 aldığımı öğrendiğimde, kendimi mecbur hissedip en iyi oynadığım dönemde basketbolu bıraktım.

Mecbur olduğum için kurslara gitmeye devam ettim. İki abim de mimarlıkta okuyordu. Ailem çok büyük çaba gösteriyordu hepimiz için. Utandırmamalıydım, mecburdum, üniversite sınavına girecektim. Yine ders çalışmadım. Arkadaşlarım tuvalette bile test çözerken, ben her akşam bir yandan radyo dinliyor, bir yandan elimdeki tek bir testi döndüre döndüre soru çözüyordum. Tek yapabildiğim dersleri adam gibi dinlemekti.

Soğukkanlıydım. Deprem oldu, ailenin en küçüğü ben olsam da, herkesi ben derleyip topladım, evdeki kuşu bile... Üniversite sınavına girdim. Soğukkanlılığımı kapıda bırakmışım. 15 dakika boyunca, bildiğim herşeyi unutarak kağıda boş boş baktım. Havuz problemini felsefe sorusu sandım. Sözelden sadece Türkçe'yi yetiştirip coğrafyada sayısal loto oynadım. Sınavdan çıktım, kafamı gömüp susmadan ağladım. Akşam tüm arkadaşlarım konsere gittiler, ben evde oturdum. Mecburdum. Sınavım kötü geçmişti, sevinemezdim.

Puanlar açıklandı. 8 tane tercih yaptım. Sonuç yıl genelindeki durumumun çok altındaydı. Önceden beri planladığım bölümlerin hepsini yazdım. Hepsi de kör tercihlerdi. Hiçbirine yerleşemeyeceğim açıktı. Mecburdum. Bir tane gerçekçi tercih yapmak zorundaydım. Adını ilk defa gördüğüm, ne işe yaradığını bile bilmediğim bir bölümü,çok iyi bir okulda diye yazdım. Bir sene daha bekleyemezdim. Aileme bir sene daha yoktan masraf çıkartamazdım. Kazandım.

Mühendislikle alakalı herşeyden nefret ettiğim bir üniversite hayatı geçirdim. Herkes üniversite yıllarına dönmek ister. Ben hiç istemedim. Ama mecburdum, vazgeçip başka bir bölüme geçemezdim, işsiz kalma lüksüm yoktu, hafif (?) bir bölümü seçemezdim. Uzatsam da okulu bitirdim. Mühendis oldum.

Çalışmaya başladım. Çalışma hayatım boyunca, sevmediğim müdürlerle, onların ayarsız baskılarıyla çalıştım. Mecburdum. Birçok insan aylarca, yıllarca iş ararken, şımarıklık yapamazdım. Sevmediğim konular, işler olsa da mutsuz olsam da, birçok zaman ağlaya ağlaya eve gelsem de çalıştım. Hala da çalışıyorum. Bundan sonra yeniden üniversiteye gidip gazeteci, sosyolog olamam. Olsam da iş bulamam. Bulsam da bu yaş için doğru dürüst para kazanamam. Bir takıma girip basketbol oynayamam, oynasam da 10 dakikadan fazla koşamam, topu elimde tutamam.

Son zamanlarda sıklıkla duyuyorum. Aileler çocukları iyi eğitim alabilsin, kaynakları bol olsun, hocaları düzgün olsun diye özel okul araştırıyorlar. Daha 3 yaşında çocuğu, o kolejin anasınıfına sokmaya çalışıyorlar. Anaokullarına, ilkokuluna da devam edebilsin diye, 40.000 TL'ler vermeyi göze alıyorlar. Çocuk iyi eğitim alsın, önce iyi bir lise, sonra iyi bir üniversite kazansın. Adam olsun. Mecburlar... Ya da haklı olarak öyle hissediyorlar.

Şimdi bana söyler misiniz, arkeoloji okumak isteyip okuyan, adam sayılmak, para kazanmak için banka veznesinde çalışacaksa, şifre olmuş olmamış ne yazar? Hepsi aynı kabusun, aynı mecburiyet batağının içinde boğulmayacaklar mı benim gibi?

Tiyatrocu bir arkadaşımın annesi, arkadaşlarına çocuğunun mesleğini söylediğinde "Olsun üzülme, kısmet." cevabını alıyorsa, sınavda şifre olsa ne olur, olmasa ne olur?





Bambaşka bişey yazacaktım, ne çıktı...


3 comments:

Cenk said...

Aslında bu konuyla alakalı acaip dertliyim. Bu şifre konusuyla. Ama saolsun sevgili karım öyle güzel bir yazı yazmış ki, ondan ayrı olsam bile şu anda, gerçek meseleyi görüp hatırlattığı içi ona teşekkür ederim. Umarım hayatının kalanında elimden gelir de, senin sevdiğin şeyleri yaptığını görür, sana öyle bir ortam hazırlayabilirim. İnan bana bu benim için herşeyden daha önemli. Ellerine sağlık Tubik.

Fery... said...

ben hep çalışkan bir öğrenci oldum, aynı küçük şehirde büyüdük seninle. Benim en büyük başarısızlığım anadolu lisesini kazanamamak ve günlerce hıçkıra hıçkıra ağlamak olmuştu işte o zaman tanışmıştım ben de Özel okulla senin ilk okuluna gittiğin okulun ortaokul ve lisesine gittim ben de. beklediğimden kötü ama yine de iyi bir üniversite sınavı geçirdim 16 tercih yapıp 15 i tamamen istediğim şeyler olup bir tanesi yönlendirme ile yazığım bir bölümde gitti o oldu. sevmeye sevmeye bitirdim üniversiteyi benzer sebeplerle senin gibi bu bölümde okudum ama bu bölümle ilgili bir şey yapmayacağım dedim büyük konuşmuşum kendimi bilişim dünyasının içinde buldum. Zaman akıp geçiyor, ben ve bir çok insan istemediği hayatları yaşıyor, -meli, -malı lara teslim olmuş bir biçimde. Gün olur değişir mi, kendi adıma çok zor sanki yine seninle benzer sebeplerle...

tubik said...

@Fery,

iyi ki yazmışsın.Hem sesini duyduk buralarda, hem de birşeyi gösterdin: Başka başka başlangıçlarla da olsa geldiğimiz nokta çok fazla değişmiyor gördüğüm kadarıyla. Benim yazım elbette ki dramatize edildi biraz. Kimse kafamı silah dayamadı zamanında. Mecbur olmak mecbur hissetmekti. Şu anda mesleğimi yapmıyorum, ama bir türlü sevemediğim o "kurumsal" kıyafetlerimleyim her gün. En sonunda memnun olacağım bir işe geçtim. Ama memnuniyetim her güne gülümseyerek, canımı sıkan şeylere boşver diyebilerek başlamıyor. Benim memnuniyetim "yetinebilmek"... Kabullendim bir de, en fenası da bu. Hayallerim nerede, ben neredeyim. Hayal gücü denen şeyi tüketmişim, bir fenalık da bu.

Keşke çocuğum yapabilse istediği şeyleri diyorum da... O da mecbur hissedecek diye korkuyorum. Ya da biz hissettiricez, istemeden.