Tuesday, December 8, 2009

Televizyon

Evdeyim ya birkaç gündür.. Televizyonla haşır neşir olmaya başladım. Çalıştığım dönemde böyle bir şansım olmuyordu pek. Bir iki tane takip ettiğim program/dizi vardı, onun dışında pek kullanılan bir araç olmadı televizyon benim için. Ama şimdi daha fazla samimiyet kurma gibi bir şansımız (?) oldu kendisiyle.

Birkere şunu söylemeliyim ki gündüz kuşağı benim en son bıraktığım hale göre almış yürümüş. Bambaşka yüzler, bambaşka konular. Bir Seda Sayan yok şu televizyonda. Oysa ben Seda Sayan'ın kameralara bakıp "bacım" diye beni de içeren bir kadın güruhuna seslenişini izleyecektim. Göbek atacaktı, Özcan Deniz'i konuk edip yerlerde yuvarlanacaktı hani! Yok anacım yok, sebebini de bilmiyorum, gitmiş Seda'm Sayan'ım.

Yerine ne idüğü belirsizbir takım mahkeme içerikli cani programlar gelmiş. Hele bir tanesine koptum : Serap İzgü'nün müthiş programı, Suç ve Ceza! İlk başta idrak edemedim. Digitürk'te dolanırkan, kanal değiştirdiğinizde altta mavi bir bant çıkıyor ve program adı yazıyor ya, orada gördüm Suç ve Ceza yazdığını. Ben de şu aralar Dostoyevski'nin büyük eserini okuyorum. Şaşırarak kanala takıldım. Bir de baktım ki Serap Ezgü oturtmuş birilerini, yok o kız niye öldüi görgü tanığının çektiği videoda çiftin tartışmaları açıkça görülüyor muydu falan filan.. Sanırsın CSI ! Cem Yılmaz'ın dediği gibi, Kaynım bana atladı, amcam kaynıma atladı, muhtar olaya karıştı sonra tüm mahalle tren yaptık!

İzdivaç programlarına değinmek bile istemiyorum ama korkarım kısa da olsa değineceğim. Ben çocukken önce Nurseli İdiz'in sonra da Şebnem Dönmez'in sunduğu Saklanbaç diye bir program vardı. Paravanın bir tarafında seçici biri, diğer tarafında karşı cinsten üç aday yer alır. Seçici çeşitli sorular sorar."Ne tür müzik dinlersin?" "Adaya düşsen yanına ne alırsın ?" falan. Sonunda soruların cevabına göre biri seçilir ve çift nezih bir lokantada akşam yemeği yerdi. Eğlenceliydi. İşte bu yeni dönem izdivaç programları bu eski Saklanbaç'ın hardcore horror versiyonu. Çıkacak tiplerin program başında kısa tanıtımları yapılıyor. Sağda resimleri, solda ise minik özgeçmişleri :

ALİ
57 yaşında
Eşi vefat etmiş
2 çocuğu var
40-50 yaş arasıile evlenmek istiyor
6 evi var


Program genelinde en çok önem verilen kısım anladığım kadarıyla son satır. Kısacası mal mülk kısmı. Bunun üzerine ne pazarlıklar, ne kavgalar yareppim!

Bir iki günü bu ve benzeri korku dolu programlarla geçirdim. İşin en korkunç tarafı ise yanlışlıkla televizyonu açtığınız anda gözlerinizin bir spirale dönüşerek dönmesi ve hipnotize olmanız. Kapatamıyorsun arkadaş televizyonu! Nasıl bir uyuşturucudur anlamış değilim. Karar verdim, gün içinde evde zaman geçireceksem kesinlikle açmıyorum! Yoksa tüm gün gidiyor, bir bakmışım ben koltuktan kalkmaya birkez bile fırsat bulamamışken Cenk eve gelmiş bile.

Akşamları ise durum minik bir parça daha farklı. Bir sürü dizi var. Her yaşa her kitleye hitap eden diziler. Acıklısı da var, gençlik dizisi de var, ağır abilisi var falan. Evet bu dizilerin de genelinin kısa zamanda b.ku çıkıyor ama en azından Türk yönetmenler kamera ve çekim teknikleri ile ilgili daha modern bilgiler edinmeye başladılar giderek, bunu görmek güzel.

Bu diziler arasında şimdilik severek takip etmeye çalıştığım iki tane dizi var : Biri Ezel. Diğeri de Bir Bulut Olsam. Bir Bulut Olsam merakımı Meral Okay'ı ve Melisa Sözen'i sevdiğimden çekti. Ancak izledikçe daha çok sevdim. Mardin'deki düğün katliamını işlemişlerdi bir bölümde mesela. İçimde hissetmiştim olayın vehametini. Ezel'i ise neden sevdiğimi hala anlamış değilim ama normalde dizilerde klasik "hikaye anlatmaya bayılan adam" figürüne kıl olsamda bu dizideki Dayı karakteri bana daha samimi geliyor benzerlerine göre. Bir de Cansu Dere gerçekten güzel kız. Beren Saat gibi topuklu ayakkabı üzerinde sincap gibi sekerek yürümüyor en azından. Oyunculuğu da fena değil bence.

Ama televizyon dediğinizde akan suların durduğu an Okan Bayülgen'dir. Sevmeyeni çoktur Okan Bayülgen'in. Ama ben gerçekten çok seviyor, çok takdir ediyorum. Bu kadar akıllı, pratik zekalı, donanımlı birinin show programı yapması beni mutlu ediyor. Şimdi bir de haftada üç güne çıkarttı program sayısını. Yeme de yanında yat. Hakkı Devrim, Erol Günaydın gibi devlerle olan iletişimi, onlara duyduğu saygı ve onların kendisine saygı göstermesi çok çok önemli. Ekibi de ayrı bir konu. Sanıyorum çok özgür hareket etme şansı tanınıyor bu genç ekibe. Yazdıkları metinler, hazırladıkları skeçler gerçekten çok başarılı. Ama Okan Bayülgen'in Serdar Ortaç'la ilgili Yeşim Salkım'a verdiği ayarlar sayesinde kendisine artık hayran olduğumu söylemeliyim. Açın youtube'dan izleyin. Biz milli maç seyreder gibi izledik ve sonunda da şampiyon olduk :))))

Olay yaratan tartışmada fitili yakan olay klip huzurlarınızda :



Okan Bayülgen'in ekibinden Özgür'dü yanılmıyorsam adı. Türk Pop Müziğinin şu anki dinamiklerini ortaya koymamış mı :)

Son olarak;

OKAN BENİ İŞE AL!

15 comments:

Flying Dutchman said...

Serap Ezgü sıkı bir Dostoyevski hayranıdır. Programdaki sergilediği karakter Sofia Semyonovna Marmeladova'dan ciddi şekilde etkilenmiştir...

Tanya's said...

1 hafta evde yattım ya..sadece CSI seyrettim..digiturk 5..diğer kanallara gectiğim anda kültür depresyonuna girdim hep..inan ki bölüm tekrarları bile daha iyi o yurdum insanı programlarından.

Bu arada Okan seni işe alsın..bende bayulıyorum dehasına...

Fery... said...

TV konusunda yazı yazsam satır satır aynısını yazardım herhalde :)

Okan hayranlığı, Ezel fanatizmi ve Bir Bulut Olsam...

Üzülerek belirtmek isterim ki Bir Bulut Olsam yakında yayından kaldırılıyor, izlenme oranları çok düşük olduğu için; 29. bölümde bitireceklermiş :( dizi ekibinden bir arkadaş söyledi...

Üzülmedim mi üzüldüm zira bence an itibariyle TV'deki en iyilerden...

ZSA said...

Amanin.. Bir Bulut Olsam'la ilgili Fery'nin yazdigi mesaj kalbimden vurdu beni!! Ben de hayraniyim o dizinin. Yani Kanal D bula bula o diziyi mi bulmus kaldiracak! O insanin icini kiyan, ajitasyon hastasi Kucuk Kadinlari, ne bileyim cakma Dawson's Creek Kavak Yelleri'ni, bu yaz 10 dakika bakip aman allahim diye kanali cevirdigim Genis Aile'yi filan kaldirsinlar! Dokunmasinlar Bir Bulut Olsam'a :((

PS: Bu arada ben de izliyorum Ezel'i :) Izleyen herbikes Tuncel Kurtiz'e hayran zaten. Ben bi de o Tefo'yu seviyorum :)

tubik said...

@ Dutchman:

İlk cümleyi ciddi olduğunu düşünerek okuduktan sonra devamında koptum :) Çok korkunç izlemen lazım :)

@ Tanya:

ALsın beni işe. Kampanya başlatıcam. Bi gün gaza gelip canlı yayında yalvarmayı planlıyorum !

@ Fery:

Gerçekten üzücü bi haber oldu bu. Anlmadığım şu, sıkıcı bir dizi de değil ki, herkesin izleyebileceği bi dizi.. Şimdi niye bitiyo ki bu. AMa ben doktorla Narin'in İzmir'dki hallerinden anlamıştım dizinin yakında biteceğini.. Malumunuz Türk dizilerinde güzel şeyler genelde en sonda olur. :(

ZSA doğru söylüyor, bir Yaprak Dökümü var ki mesela artık içim kıyıldı ağlak suratlardan. Hele o Küçük Kadınlar kadar insanı sinir eden bir dizi olamaz. Dizinin reklamına bile tahammülüm yok o kızların sürekli çipil çipil bakmalarına. Onları kaldırsınlar!!!

@ ZSA :

Tefo'da süper. Ama son bölümde bi garip bişey oldu. Anlamadım kimin tarafında olduğunu, kafam karıştı.. Ben bi de Ali'yi seviyorum.

Bu aralar farkettiniz mi bilmem artık dizilerde rahat rahat küfür ediyolar, sonra bipliyolar. Çok gülüyorum ben. Nasılsa anlıyoruz, senaryoda da gereksiz bi kibarlık olmuyo böylece. :)

Flying Dutchman said...

O ayrı da bu Okan Bayülgen'e niye herkes Okan diyor :))

Sezen Aksu için de Sezen derler mesela...Sezen'in albümleri çok güzel...Beraber beste yapıyorlar sanırsın...

tubik said...

@ Dutchamn:

Aynı şeye yıllardır ben de şaşırmışımdır. Herkese soyadıyla hitap edilir ama Sezen Aksu'ya Sezen, Ajda Pekkan'a ajda, Okan Bayülgen'e Okan denir anlamam.

Beni işe almasıyla ilgili yazdığım satır da buna bi gönderme aslında :) Madem bu şekilde samimi olunuyor, bir şansımı deneyeyim dedim :)

Cthulhu said...

@FD

Abi, herhalde bak galiba kesin belki şundan oluyor bu Okan deme durumu.

Millet yakın görüyor kendini herife. Adam programdan evvel yanında çalışanlara nasıl davranıyor ve konuşuyorsa, programda da aynı o halde oluyor gibi geliyor bana. Özellikle yeşim salkım'lı bölümde "ya ooooff yeşiiim" (saçmalıyorsun mal mısın manasına gelen bir ooffftu o) falan derken resmen sanki ben konuşuyormuşum gibi hissettim.

Herhalde sebep bu olacak.

Yok eğer cadde kızı tripleri ile "okaaağn" tarzı bir hitap ise bu, o zaman kötü tabi. :)

mermaid said...

insanı Csi bile daha az gerer ya! aynı bölümü on kere seyret, dizi tekrarları izle yine de onları izleme. ne güzel bi ara gün boyu cosby, tow guys and a girl ve friends oluyordu geçen kış. açık dursun arada gelip geçerken kulak kabart gül. hatta masal radyo bile bin kat iyi! toplu histeri. ve okan bayülgen konusuna kesinlikle katılıyorum! İnce bir zeka, şahane laf sokma, içten bir saygı, sadece ece vahapoğlu performansı bile göbek arttırdı ki, yeşimsalkım-serdarortaç ayrı bir şölendi! Bir bulut olsam 'a üzüldüm. izlemiyordum ama takip ettiğim kadarıyla bu yılki tek iyi işti.

varol döken said...

okan bayülgen, reklam arasında çalışanlarına küfreder... konuğuna saygı konusu da özlem türköne röportajında bence ömür boyu kapanmıştı...

ama çabuk unutuyoruz sanırım hepimiz...

tubik said...

@ Varol ;

Tabi o ortamda hiç bulunmadığım için çalışanlarına nasıl davrandığını bilemicem ama bizim ekranda gördüğümüz tipler genel olarak hallerinden memnun gözüküyorlar, şahsen bana küfür edilse o kadar memnun gözükemem gibi geliyo bana. Ne bilim? Ama bak şimdi hayallerimi yıktın benim :)

Konuğa saygı konusuna gelince, benim en çok Erol Günaydın ve Hakkı Devrim'e olan saygısı dikkatimi çekiyor. Genel geçer konuklarının bazılarına alenen saygı duymadığını görmek zor değil. Bahsettiğin röportajı okumadım. Ama okusam da unutabilirdim belki, unutkanımdır çünkü ben çok..

tubik said...

@ varol :

hakkaten unutkanmışım :) ilgili röportajı okudum (!). Daha önce izlemiştim. şimdi tekrar izledim. Burada aslında yine bi saygısızlık görmüyorum. Belki alıştığı daha eğlence içerikli program üsluplarına dalıvermiş ve ismiyle hitap etmiş olabilir. Hemen sonrasında tekrarını Özlem Hanım diye yapıyor zaten. Kısacası bir saygısızlık amacı görünmüyor. Tartıştıkları esnada da saygısız bir üslup takınmamış. Ama saçma olan konunun bu kadar uzamış olması ve karşılıklı bir ego savaşına dönüşmüş olması. Kadın da mesela reklam arasında ya da vtr girdiklerinde falan söyleseymiş derdini. Çok mu fanatikçe düşünüyorum acaba? Konuyu bu kadar uzattığıma göre, olabilir :)

varol döken said...

@tubik
reklam arasında çalışanlara küfretme hadisesi birebir yaşayan birinden, küfrün içeriğini ve hakaret yönünü hatırlamıyorum (yani çalışanına değil de konuya sinirlenip siktir git falan da demiş olabilir bilmiyorum), kendim dahil olmadığım bir olayda bu kadar kesin konuşarak kendi ilkelerime saygısızlık ettim... en azından bu konuda içini rahat tutabilirsin... ama bir öngörü olarak bunun yaşanabilme ihtimalini yüksek tutuyorum, geçenlerde taraf gazetesi bir yazarın söylediği gibi ben de okan'da gizli faşistlik seziyorum, güce karşı tutku, güçsüze karşı acımasızlık...

özlem türköne röportajı da böyle bir şeydi... kadın kendini tam anlatamadı, heyecanlandı ve okan bayülgen de tecrübe ve büyüklük kendisinde kalması gerekirken konuyu uzattı, hem de 1 değil 2 reklam arasına rağmen... aynısını berhan şimşek e yapamazdı oysa... erol günaydın ve hakkı devrim ise başka örnekler, onlarla bir ego savaşı yok okan'ın...

özlem türköne örneğinin özellikle üstünde duruyorum çünkü türköne birçokları gibi show amaçlı çıkmamıştı programa, gerçek bir konuktu, reklamını yapmıyordu, çok ama çok saygılı olması gerekiyordu okan bayülgen'in, hele ki bir milletvekiline karşı... oysa o konuğunun güçsüzlüğünden yararlandı, açığını buldu ve üstüne gittikçe gitti... aynı gücü kendisinden güçlü birine göstermesini asla beklemediğim için sevmiyorum ben, başından beri hiç sevmedim, bu yüzden de izlemiyorum, izleyen kimseye de karışmıyorum, sadece okan'ın bilmesi ve bilse de umrunda olmayacak tavrımı ortaya koyuyorum ve yeşim salkım'dan nefret etsem de o gün doğru söylediğini biliyorum... bu konuda da serdar ortaç'ı sevmediğiniz için taraf tutmuş olabilirsiniz...

ve son olarak herkes bir başkasına göre hayatından ve konumundan memnun gözüküyor, peki sayın tubik hanım siz gerçekten mutlu, daha doğrusu bunu içselleştirebilmiş kaç gerçek insan tanıyorsunuz:)

mutluluk okan'da değil, içimizde unutmayın bunu:)

tubik said...

@ Sayın Döken :)

Sizinle çeşitli konularda münazara etmenin ne denli zevkli olduğunu buradan sezer gibiyim :)

Dediklerinin birçoğu doğru. Okan Bayülgen güce tutkuyla bağlı bence de ve güçsüzleri ezme yönünde eğilimleri var. Özlem Türköne durumu buna bir örnek. Ancak Yeşim Salkım örneğinde aynı şeyi düşünemiyorum. Güçlü olduğunu her fırsatta ortaya koymak için elinden geleni yapan bir kadın Yeşim Salkım. Bu nedenle bu kurala uyan bir örnek değil. Yeşim Salkım - Serdar Ortaç konusunda hiçbir zaman tarafsızlığımı koruyamayacağımı bilmeme rağmen, yine de bu tartışmada tarafsız bir durumda olsam bile Okan Bayülgen'in yakınında olurdum gibi geliyor. Çünkü başta 20 yıldır Serdar ortaç'ı tanıdığını söyleyen kadın, bir süre sonra 2 kez telefonla konuştuğunu söylüyor. Kaldı ki bu tartışmada başkası adına cengaverlik ne kadar doğruydu ki? Okan Bayülgen'in dediği gibi Madonna hakkında konuşurken de onun o ortamda olması mı gerekir. Ayrıca TV gibi Serdar Ortaç'ın her an bağlanarak görüş bildirme özgürlüğünün olduğu bir ortamda avukatlıkyapmak niye?

Neyse canım :D Ama Yeşim Salkım'a BillurKalkavan tarafından verilen ayarın Okan Bayülgen tarafından verilenden bile başarılı olduğunu belirtmek isterim :D

Mutluluğa gelince. Kendi kendine mutlu olan, buun içselleştirmiş tanıdığım insan 2 veya üç. Ben o gruba dahil değilim mesela :D

Hatta ben kendi kendine sürekli mutsuzluk çıkaran bir tarafta olduğumu bile söyleyebilirim :D

Bunu yapmak o kadar da kolay değil sanırım. Büyük bir güven, içhuzur,vs vs lazım.. Ben ancak sıkıntılı bir günümde Okan Bayülgen'le, ya da sevdiğim bir yazarla mutlu olabilenlerdenim şimdilik :)

varol döken said...

@sayın tubik hanım
estağfurullah o sizin kendi güzel münazaranız... bana işşiz günleriniz kadar boş bu sayfayı açtığınız için ben size teşekkür ederim önce:)

sıkıntı bu çağın hastalığı bebeğim diyor freddie mercury... kierkegaard da sıkıntı hayatın kaynağıdır... bu ikisini alıp bertrand russell'ın an geçirme teorisi ile şöyle bir harmanlayınca, zaman geçirmeyi öğrenemezse insan sıkıntıyı atlatamaz ki sıkıntı mutsuzluktan da zor bir denklemdir diyorum ben...

matrix'te hatırlarsın ilk kurdukları dünyalar mükemmel dünyalardı ve insan vücudu reddetmişti bunu... kaos dna'mızda var, dolayısıyla iclal aydın temalı mutlulukların bizim doğamıza aykırı olduğunu düşünüyorum... o yüzden de senin kendine mutsuzluk değil hayat kaynağı çıkardığına inanıyorum...

daha iyisi olursa tamam ama jack kerouac yolda okumaktan daha güzel bir şey gelmiyor benim de aklıma yolda:) o yüzden iyidir kitap, iyi kitap çok iyidir hem de:) misal aylak adam 50. yıl özel baskısı çıkmış yky'de aldınız mı... aylaklardan, boş beleş yorumculardan ısrarla isteyiniz:)

kendi kendine mutlu olma kavramını, benim beynim amfetamin üretiyor valla bak diyerek 1 adım öne götürmüşlüğüm var... gece ne olmuşsa olsun, her sabah beynim reset atar... aslan burcu gani gani vermiş maşallah özgüveni, votkalar sağolsun onlar da hazırlıyor huzur üçgenini amma velakin mutluluk mutsuzluk getiriyor bana, geldiği anda... o yüzden bir adım önde olsun, göstersin ama vermesin istiyorum:)

böyle diyorum bu sabah erken geldiğim işyerinden size ve güzel bir gün diliyorum elbette... umarım yine seda sayan peşinde değil biraz chagall (pera müzesi) biraz sarkis (istanbul modern) peşinde olursunuz, istanbul modern'den de geçersiniz yan tarafa, akşama cenk bey gelene kadar paşa paşa beklersiniz fikriyenizle:)