Monday, April 1, 2013

1 Nisan




Çocukken bir seferinde evden kaçıyormuşum havası verdiğim acıklı bir mektup yazmıştım annemle babama. Hesapta çok üzülecek, kıymetimi anlayacaklardı. Benim kaybolmadığımı anladıklarında ise o kıymetini anladıkları yavrularını kaybetmedikleri için çok sevinecek, beni hep mutlu edeceklerdi. 

Ben öyle varsaymıştım ama ne babam ne annem, mektubu bulduklarını bile belli etmediler. Yatağın altında yaklaşık bir saat boyunca aptal aptal yatıp toz yuttum. En sonunda sıkıntıdan patlayıp yatağın altından çıktım. O kadar uğraşmışken içeri gidip kös kös oturmayı hiç canım istemiyordu. Mektubu yazarken göz yaşlarına boğulduğumu anlasınlar diye parmağımı bardaktaki suya batırıp batırıp kağıdın üstüne damlatmıştım. İlk seferinde dandik tükenmez kalemin mürekkebi su ile dağılmadığı için başka bir kalem bulup tüm mektubu baştan yazdığımı düşünecek olursak, bizimkilerin yanına gidip hiçbirşey olmamış gibi davranmak gururuma dokunurdu. 

Odamın kapısına yaslanıp içeriden gelecek olası hayıflanmalarını dinlemeye karar verdim.

Sonra ne mi oldu? 

Babam anneme beni sordu, annem de mektup bırakarak evden kaçtığımı söyledi. "Hay Allah! Neyse napalım, bundan sonra hep oğlanlara oyuncak alırız" dedi. Sonra sustular. Annem mutfağa gitti, babam televizyonu açtı. 

Tırım tırım yanlarına gidip neden hiç üzülmediklerini falan sorduğumu hatırlıyorum. Sanırım onları bırakıp gidecek kadar sevmiyorsam, onların da buna üzülmemelerinin normal olduğu gibi birşeylerden bahsettiler. Neyse ki uzun tartışmamızın sonunda beni ne kadar sevdiklerini iyice anlattılar da konuyu tatlıya bağladık.

Öğrendim, aldığım her karardan kendimin sorumlu olduğunu. 

Ama 1 Nisan'lardan da hep nefret ettim :)

4 comments:

Basak said...

Ah kiyamam:)

Tanya's said...

Ama cok tatlı bir hikaye bu:)

beliz kocak said...

hahaha cok tatlisin

tubik said...

Çok şapşal bi çocuktum sanırım ben :D