Pazar günü oylarımızı kullandık, öğleden sonra kendimizi Beyoğlu'na attık. Bu esnada o kadar da hasta değildim, akşama acısı çıktı tabi bu gezintinin. Ama güzeldi, çok güzeldi. Amaç Cenk'e gitar bakmaktı, ben de gitar ve kalan herşey dahil baktım ve keyfini çıkarttım diyebilirim. Acemi hevesiyle her gördüğümü de şipşakladım. Siz de buyrun buradan yakınız...


Cenk benim içimdeki herşeyi şipşaklama isteğimi fark eder etmez hızlı adımlarla tünele geçiş yaptı. Eh heyecanlıydı ve vakit geçsin müzik dükkanları kapansın istemiyordu.. Aşağıda arkasına bakmadan yürüyen kişi kendisidir.

Cenk gitarlara, ben içindeki asi mart müzisyenini dizginleyemeyen kedilere odaklandım..

Bayılırım düzgün çizilmiş, karalama olmayan, içeriği olan duvar resimlerine..





Bu da bayıldığım bol köpüklü orta şekerli Türk kahvesi.. Beyoğlu gezisi sonrasında Tophane'ye gittik ve blogumuzun başlığına yakışacak şekilde nargile hüpletti Cenk. Bu resim oradan..




Sonrasında derlendi toplandı, kimbilir neredeki evine doğru yola çıktı..


Ben kendimi Tophane sıcaklığında kitap okumaya verdim..

Daha önce okuduğumu ancak konusunu hatırlamadığımı sanarak aldığım Peyami Safa'nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu okudum. Anladım ki bir kere okununca unutmak mümkün olmaz. Ben okumamışım bu yaşa kadar ve çok ayıp etmişim. Oracıkta bitiverdi, hayatımda okuduğum en güzel romanlardan biri olarak içime yerleşti.

Bir iki minik alıntı resmi koymak istedim. O tasvirleri, o hislerin aktarılışı... Defalarca saygı duydum Peyami Safa'ya. Kısacık, sadecik, ama dopdolu..



"yuksek,ciplak,mavi,dumduz,dimdik duvarlar.
gozumun hicbir gorus kosesi yok ki icine bir duvar parcasi girmesin. hep ve yalniz onlari goruyorum. onlardan kacan gozlerim onlarla karsilasiyor.
bakildikca uzuyorlar, yukseliyorlar; sertlesiyor ve korkak,yumusak bakislarima kaskati carpiyorlar,gozlerimi ezecekler. basim dondu.
deniz gibi yayiliyor ve beni cevreliyorlar. serinliklerini hissediyorum. denizde, ciplak vucudumu saran dalgalarin birdenbire tas kesilmeleri gibi , duvarlari giyiyorum.
hic kimildamiyorlar.
...
onlarla mucadele ederek vakit geciriyoru, fakat onlar donmus avuclariyle zamani da yakaliyorlar, durduruyorlar ve hayatimin serbest akisina mani oluyorlar.
kanim soguyor ve kirecleniyorum. "
4 comments:
Fotolar süper,kediler ve gitarda.
tubaaaa ne güzel post olmuş bu, ellerine sağlık, içimi ısıttın...
bi de adaçayı işe yarıyor mu; burnum, boğazım, başım, gözlerim bana ihanet ediyor şu anda :(
Tanya vallahi gitarlar şahane, alıcaz sanırım birtanesini.
Ferii! Dikkat et ben çok fena oldum valla! Adaçayı süper bişeydir ben çok severim. evmeyen de çoktur ama. İçine bol limon sık sıcak sıcak iç. Cidden boğazları yumuşatıyor, baş ağrısını hafifletiyor, bedeni gevşetiyor. Üstüne de uyku iyi gidiyor. Doktor bana Nurofen / neurofen Cold+flu diye bi ilaç verdi. Aferin gibi bişey. O da iyi geldi biraz.
Post a Comment